- Sosyal Ağlar :
Sesimizi Dünya Alem Duysun!
SesliChat
SİTE DUYURULARI :
  • YORUMLARINIZI BEKLiYORUZ
SOSYAL PAYLASIM :
Abdurrahim Karakoç (1932 – 2012)

Yetmişinci şiir yılını kutlayan Bahaettin Karakoç, vefat eden kardeşi Abdürrahim Karakoç’u anlattı.

Selim Efe Erdem'in haberi

Maraş ‘Cila’ köyünde 1930 yılında dünyaya gelen Bahaettin Karakoç, dünyaya gözlerini oyuncaklarla değil kitaplarla açtı. Babası Latince dahil dört dil bilen ve bölgenin önemli şeyhlerinden Ümmet Karakoç ve dedesi Mehmet Karakoç binlerce eserlik kütüphaneye sahipti. Çocukluğuna ilişkin anılarını sorduğumuzda annesinin ninnilerini değil ama babasının şiirlerini hala hatırlıyordu. Ona göre zaten şiir öğrenilerek yazılmazdı ki… Kendisinin, kardeşi Abdürrahim Karakoç’un ve oğlu Oğuz’un şair olması da onlara ilham veren genlerinden, şair baba ve dededen kaynaklanıyordu. Çocukluğuna ilişkin hatırladığı ilk anılar da bunlardı zaten: “Babam iyi bir şairdi. Annemizin ninnilerini hatırlamayız ama babamızın çocukken okuduğu şiirleri unutmamıza imkan yok. Babam bizi takip ederdi. Divan, Tekke ve Halk Edebiyatımızı ve uçbeylerini bana o tanıttı. Karacoğlan ve Battalgazi’yi okumayan adamda ne kültür olur!”

12 YAŞINDA ŞAİRLERE ÖFKELENDİ

İlk şiirini ilkokul üçe giderken yazdı. Bir arkadaşı ona Karacaoğlu’ndan bir şiirin yer aldığı mektup gönderince o da oturup kendi şiiriyle yanıt verdi. 12 yaşındayken Behçet Kemal Çağlar’ın yönettiği Yurt gazetesinde ‘Cela Köyü’ isimli şiiri yayınlandı.Yedigün dergisinde bu şiirleri değerlendiren şair ve edebiyatçı Nihat Sami Banarlı, yaşını bilmediği bu şiirlerin sahibi için “Sayın Bahaettin Karakoç, zengin bir hayal dünyanız var. Heceyi iyi başarıyorsunuz. Biraz daha gayret ederseniz, mükemmel bir şair olursunuz” yazınca mutluluk değil öfke duyacaktı: “Ben 12 yaşındayım ama kendimi çok iyi şair görüyordum. O kim oluyordu ki beni eleştiriyordu! O gün karar verdim: Ben Türkiye’nin en büyük şairlerden biri olacağım. Bize okutulan bir ayet değil, hece de aruz da değişebilir. Herşeyiyle oynayıp bana ait bir şiir yaratacağım.”

Kendine verdiği söz üzerine, yüzlerce dergi ve gazeteden binlerce şiiri yayınlandığı halde 1960 kadar hiç kitap yayınlamadı. “Bu tarzda daha önce yazan olmadı, bu artık benim şiirim” dediği zaman ‘Serenat’ı yayınladı: “Mısraların sayısını artırdım. Ayakların yerlerini değiştirdim. Lirizmi öne çıkardım. Serenat benim miladım. O kitaptan çok önemli şairlerin çoğu kendilerine motifler aldılar. Kim yok derse ben onu alnından öperim. Onun ritmi, musikisi, dili yeni ne varsa onu kullandım. Ya az kullanılanı güzel kullanmaya yada hiç kullanılmayanı ama kullanılması gerekeni yazdım. Son yazdığım şiiri hiçbir şair yazamaz. Çünkü dilin sihrini bilmiyorlar. Şiirde biçim orkestradaki enstrümanlara benzer. Ama orkestra şefi bunları tek başına idare eder: aynı zamanda keman, kemençe, kontrbas çalana da yetişir. Ben orkestramda en çok heceyi kullanırım, onu genişletirim. Önemli olan şekil değil o şeklin içine doldurduğun hava, mesajdır. “

ŞİİR ABDURRAHİM’İN YAZDIĞI GİBİ OLUR

Türk halk şiirinin iki ünlü şairi, iki kardeş. Biri Bahaettin Karakoç diğeri Abdürrahim Karakoç. Peki onların şiir dünyasındaki yolculuklarında neler yaşanıyordu? Bahaettin Karakoç, kardeşini anlatmaya başlıyor: “Abdurrahim umut vadeden bir şairdi. Bunu farkettiği zaman eski yazdıklarının çoğunu yırttı attı. Bugün, Cumhuriyet dönemi Türk Halk Şiiri’ne bu kadar boyut kazandıran başka bir şair yoktur. Aşık Veysel bile kendi ağzıyla söyledi: “Analar neler doğururmuş ki biz bunların yeni farkına varıyoruz”

Şair babaları Ümmet Karakoç, iki oğlunun da şiirini severdi ama Bahaettin Karakoç’un karısı Hatice Karakoç, daha çok Abdürrahim Karakoç’un şiirini beğenirdi: “Ben yazdığım şiirleri önce Hatice’ye okurdum. ‘Ya seninki arabeske benziyor. Şiir Abdürrahim abininki gibi olur’ derdi. O da benim kardeşim der, geçerdim. Bir gün artık dokunmaya başladı, hiç okumaz oldum. ‘Şiir Abdürrahim abininki gibi olur. Git onu dinle’ dediğimde vallahi yanıtı şu oldu: ‘Seninki kadarını ben de yazarım.’ Abdurrahim’e bunu anlattık ‘Doğru söylüyor’ dedi.”

Abdurrahim Kuran-ı Kerim’i 27 günde ben 30 günde bitirdim. Abdurrahim ne isterse babam hemen yapardı. ‘Baba’ derdi, ‘Ben şu penccerenin bütün camlarını bir sopayla indirmek istiyorum.’ Babam ‘Yap oğlum’ derdi. O da yapardı. Saatlerini alırdı babamın. Pınar gözüne sokar, suyun üstünden onun tıkırtısını dinlerdi. Gelip babama ‘Böyle böyle yaptım’ derdi. O da ‘İyi yaptın evladım’ derdi ama saat bir daha çalışmazdı. Yani mucit olmaya çalışır, her şeyi denemek isterdi.”
 

 

Okuyucu Yorumları
Yorumunuz :

Sesli Chat
Kategori Listesi
Sayfalar
Son Eklenen Konular
Son Eklenen Yorumlar
Konu Etiketleri
Sistem Giris

Sitemizde Kamerali ve Sesli Sohbet Hizmeti Verilmektedir.Uyelerimiz ve Misafir Kullanicilarima Kamera ve Sesli Sohbet imkani Tamamiyle Ucretsizdir.Butun Kullanicilarimiza Hos Sohbetler Diliyoruz ...

Bilgi : info@nefespanel.com